2 Haziran 2015 Salı

Kardeşime...

                                          
Bugün benim kardeşimin hayata veda ettiği gün  ve de ebedi  yolculuğuna uğurlandığı günün 23. senesi ..Biz dört kardeş olup, üçü kız biri erkek olan altı kişilik çekirdek aileydik..İşte o çekirdek aileden kalakala tam üç kız kardeş kaldık .  21.05.1992 tarihinde yani bundan  yirmiüç sene önce Altunizade semtinde bulunan Marmara Üniversite Hastanesindeydik. Tamda   bu saatlerde  kardeşim Erdal lösemi hastalığı ile yaşam mücadelesi  veriyordu.  O gece nedendir bilmiyorum, beni bir türlü uyku tutmadı. Bugün kızım, ben ve kız kardeşlerim ile kardeşimin köydeki mezarlığını ziyarete gittik. Kabri başında duamızı ettik.

       .O zamanlar benim yaşım yirmi yedi, rahmetli kardeşimin ise yirmi dört idi. Ablam Serpil ile birlikte  kardeşimin tedavi süreci olan dokuz ay boyunca onun yanında, yani hastane odalarında refakatçi olarak kaldık..Öyle özel hastanelerdeki gibi refakatçi yatağı falan da yoktu. Bir tek refakatçi sandalyesi vardı. Sandalye tepesinde sabahlayıp  arada bir şekerleme yaparak ertesi gün de işe giderdik. Bir gece ben, bir gece ablam dönüşümlü olarak refakat ediyorduk. Gündüzleri ise, ilaçlarını doktora yazdırarak başhekime imzalatıp eczaneden alırdık..O zamanlar SSK ilaçlarını başka hastanelerden alamıyorduk. Sosyal güvenlik kurumunun kendi bünyesindeki hastanelerinden alma zorunluluğu vardı. Ayrıca ilaçları hem çoktu hem de  çok ağır; bazen kendimiz taşır bazen de taksi tutarak getirirdik. Tabii bu ilaç işleriyle  daha çok küçük ablam ilgilenirdi..Kendisi bir sağlıkçı olduğu için hem çalışma saatleri daha uygun hem de çalıştığı hastane, kardeşimin yattığı servise mesafe olarak daha yakındı. Ancak işi çok yoğunsa ben işyerimden izin alarak durumu idare ederdik. Bir şekilde paylaşmıştık bize düşen görevi, kardeşim kendi hastalığı ile mücadele ederken; bizde abla kardeş onun bu  amansız hastalığı ile mücadelesinde hem yanında olmak adına  hem de yapılması gereken hastane ihtiyaçlarını karşılamak adına elimizden geleni yapmaya çalıştık. Çünkü büyük ablam evli ve beş yaşında bir kızı vardı .Onun zamanını yeğenim alıyordu ve aynı zamanda O da resmi dairede çalışıyordu. Annem ve babam ise  yaşlı sayılırdı, kardeşim doğduğunda babam kırk yaşındaymış. Biz ikimiz ise bekardık. Kardeşime daha çok zaman ayırabiliyorduk. Öyle bir üstlenmiştik ki kardeşimin sorumluluğunu, Onun hem annesi hem de babası olmuştuk. Çünkü, annem ve babam vakti zamanında çok zor günler yaşayarak bu günlere geldikleri için; biz de onları; ne kadar az üzersek o  kadar iyi olur diye düşünüyorduk.   Bu hastalığı kardeşime hiç yakıştıramamış ve kurtulacağına son gününe kadar da inanmıştık.Canla başla sorumluluklarımızı yerine getirdik. Kim yakıştırabilir ki yirmi dört yaşındaki bir insana böyle bir hastalığı… İnsanın nasıl ve ne derce yakınlığı olursa olsun genç ölüm hiç kimseye yakışmıyor…hem de hiç ..Doktorlar uzun sürecek bir tedavi dönemi olduğunu söyleyerek bizi hazırladılar ve başarılı olursa ilik naklinin yapılabileceğini söylediler. Bir kemoterapi dönemi başarılı oldu. Bitiminde on beş günlük ev istirahati verdiler. Bu istirahati yapması gerekiyordu ve buradaki amaç bir sonraki kemoterapiye psikolojik olarak hazır olması gerekti. Velhasıl; ikinci kemoterapiye başlandı. Doktorların dediğine göre; eğer  bu kemoterapi  dönemini  de atlatırsa vücudundaki zararlı hücreler  sıfırlanmış olacak ve ilik nakli gerçekleşecekti 
          . Biz de  ilik nakli olacağına kendimizi inandırmıştık Diğer taraftan doktorların dediğini yaparak kardeşimize destek olmak için donör olarak tetkiklerimizi yaptırdık. Ne yazık ki; refakatçi kalan kardeşler olarak iliğimiz uyumsuz çıktı.Bize söylenen büyük ablamın iliğinin en yakın olduğu ve test sonucunun da nötr olduğu bildirildi..Bu şu demekti; bu ilik ne itiyor ne de çekiyor. Ayrıca  bize ilik naklinden  sonra atlatılması gereken riskli dönemlerin olacağını da söyleyerek bizi olası kötü duruma hazırlıyorlardı. Tam da bu hazırlıklar içindeyken kardeşimin  bağışıklık sistemi çökmüş, boğazını mantar sarmıştı. Meğer işi çok zormuş.  Bir hafta kadar kendinde değildi..Benim de o hafta en yakın arkadaşımın nikah şahidi olmamdan dolayı  ablamla nöbetleri değiştirmiştik..
            Ertesi gece nöbet sırası bendeydi Malum geceden aklımda kalanlar hiçte iç açıcı değildi.  Gece saat 03.00' ten sonra kardeşim fenalaştı. Ben hemen hemşirelerden yardım istedim..Hemşire bir ön kontrol yaparak odadan çıktı ve yanında bir doktor ile odaya geri döndü. Beni de odadan dışarıya çıkarttılar. Ardından kardeşimin yattığı odaya acil müdahale cihazları taşındı. Tabi bütün bu olanların benim gözümün önünde olması kötüydü. Ters giden bir şeyler olduğunu tahmin etmek o kadarda zor değildi..Çünkü kardeşim son bir haftadır  çok iyi değildi ve O bir hafta boyunca baygın bir vazıyette yatıyordu. Bu döneme tıpta terminal dönemi deniliyormuş, yani sona bir hafta kala olan dönemmiş. Biz  iyileşir umuduyla  bekliyorduk..
               O gece benim için tarifi pek mümkün olmayan hislerle doluydu..Niye benim kardeşim ??? niye ben??  gibi sorularla isyan edesim geliyordu. Ama " takdiri ilahi" diyerek dua etmekten başka bir şey gelmiyordu aklıma. Doktorlar odadan çıktıklarında o koşuşturmacı hallerinden eser yoktu. Belli ki durum kötüydü. Hemşire beni kendi odasına doğru götürürken tam koridordaki kürsünün önünde " kardeşimin ex olduğunu" söyledi. Tıpta bunun ne anlama geldiğini biliyordum ve bana yardımcı olmaya çalışarak:  "gel biraz oturalım ve bu telefondan ailene haber verelim" dedi.Daha sonrada bana  iyi olup olmadığımı sordu ben ise şoku atlatır atlatmaz "tamam arayalım" dedim.Büyük bir olgunlukla ailemin bu saatte o şoku yaşamalarını istemedim ve  bu uzun hastalık döneminde ne kadar üzgün ve ne kadar yorgun olduklarını bildiğim için annemleri aramayı aklımdan bile geçirmedim. Ablamları da gecenin bu saatinde aramak mantıklı gelmedi.  Sabah ararım diye düşündüm. .Zaten annemlere telefon ile o saatte ulaşamazdım..Onun yerine rahmetli kardeşimin patronunu aradım..Bu kişi bizim hem eski kiracımızdı hem de aile dostumuzdu. Kardeşim de Onun yanında muhasebeci olarak çalışmıştı. Doktorların kardeşime ev izni verdiği dönemde  kardeşimle birlikte beni  bir  hafta evinde misafir etmişti. Kardeşime kan gerektiğinde hem kendisi hem de mahiyetinde çalıştırdığı elamanlarıyla birlikte kan vermişti. Kardeşim hastanede yattığı sürece bizzat ilgilendi. Beni de zaman zaman arayarak "hastanede gece kötü bir şey olursa sakın babanı arama ilk önce beni ara  ben gereken neyse yaparım,yaşlı insanları üzmeyelim. Ben senin yanına gelirim gece saat kaç olursa olsun mutlaka beni ara" diyerek tembihlemişti ve söyleneni aynen yapmıştım. Eski kiracımızı aradım ve beni hastaneden  alıp evine götürdü,  zaten  eve vardığımızda sabah olmak üzereydi. Neredeyse koltuktuğa  yığılacaktım. Başım çok ağrıyordu..bana bir kahve yaparak biraz kendimi toparlamamı sağladı. Sonra benimle biraz konuştu ve sabah olunca bana "ilk önce akrabalardan bir ağabeyiniz  varsa onu arayalım. o kişi cenaze işleri ile ilgilenir ve daha  sonrada ablanları ararsın" dedi. Acı haber vermek o kadar zormuş ki; kardeşimin acı haberini kardeşime veriyordum..Bu süreci beraber yaşamamıza rağmen ve  azda olsa tahmin ettiğimiz bir durumdu, ama hiçte kolay olmadı Ablama haberi  söylerken zaten anlamıştı. Sonrasını nerdeyse hiç hatırlamıyorum. Sadece aklımda kalan Camiden cenazenin çıkışı...Bana organik olan sakinleştirici bir ilaç verilmişti. Aldığım bu ilaçtan dolayıdır heralde ki gözümü açtığımda hava karanlık ve evimdeydim. Salondan Kur’an okuma sesleri geliyor, iki gün uyumamıştım ve o aldığım ilacın etkisiyle ağır uyumuşum..
                  Bazen kendi kendime geçmişe yolculuk yaptığım zamanlar diyorum ki "acaba kardeşim yaşasaydı ne olurdu? Şimdiye kadar belki de evlenmiş çocukları olmuştu, Onun çocuklarının da halası olurdum. Daha geniş bir aile ve daha neşeli bir aile olurduk sanki " diye düşünüyordum. Onun yokluğu ilk yıllarda çok belirgin ve hep bir hüzün vardı ailede ..Ailece bir araya geldiğimizde hep bir şeyler eksik gibiydi. Hatta kendi nikahımda kardeşimin vefatı üç yıl olmuştu. Nikahımda babamı ağlarken gördüğümde ilk aklıma kardeşim gelmişti " keşke o da aramızda olsaydı " diye aklımdan geçirmiştim ve sanırım babamda bunun için ağlıyordu. en güzel yaşında hayata veda ettin. sevgili kardeşim. Hep özledim. hep özliyeceğiz. mekanın cennet olsun canım kardeşim.. Allah sıralı ölüm versin tüm insanlara...Annemi ve babamı kaybettiğimde onların ölümlerinin; bir doğum gibi  çok normal bir vefat olduğunu ama onların yaşadıkları evlat acısının üzüntüsüdür beni asıl sarsan olay ..İşte ben ona ağladım..

ağladım...ağladımmmm..ağladım...