SEVGİLİ KIZIMA
Oğlum on bir yaşına geldiğinde, kızım lise son sınıftaydı. Kızım okumuş olduğu lisede özel bir programla yurt dışında üniversiteyi burslu okuma hakkı kazandı. Kolay bir süreç değildi, birçok sınavlara girdi. Bu sınavlarda başarılı da oldu. Buradaki üniversitelerde okumak istemediğini, üniversiteyi İngiltere'de okuyacağını, hem de en çok sevdiği alanı tercih ettiğini söyleyerek bizi ikna etti. Olur mu? olmaz mı? derken kızım şimdi İngiltere'de üniversite okuyor. Öyle erasmus yada work&travel şeklinde bir iki yıllığına eğitim için gitmedi. Bildiğimiz şekilde Üniversiteyi orada okuyacaktı. Daha sonra da mastır ve doktorasını da oralarda yapacağını tahmin ediyorduk. Yurtdışına gidene kadar kızımın bizden ayrı kaldığı gün sayısı çok değildi. Okul dışındaki zamanlar, ya birlikte bir yerlere gider (eş dost akraba gibi) ya da arkadaşları ile vakit geçirirdi. Yani tabiri caizse dizimin dibinden bir tık ötedeydi..
Kızım gideli iki hafta oldu. Evde herkes yattı. Benim de uykum kaçtı. Mutfağa
geçip sabaha hazır olması için
yufka ile peynirli gözleme yapmaya
başladım. Tam gözlemenin peynirini döşerken "Ah şimdi kızım olsa, bunu ne iştahla
yerdi" diye düşündüm. O gür sesi ile ağzını doldura doldura "Annee çok güzel anne!!!!! Mükemmel olmuş anneee!!!!! Çünkü peynirle yapmışsın anne, ben lorla yapılanı sevmiyorum, ben böyle tımtıs doyuyorum annneee!! Bir daha gözleme yaptığında lor ile
yapma yoksa aç kalır bu çubuk kraker kızın!" diye söylerdi. Ben de "Tamam kızım!!!!, anladım kızım!!!." diyene kadar uzatırdı da uzatırdı. Oğlum da acaba nereden bana bir aferin çıkar derdinde. "Anne ben lorlu da yerim." dediği zaman "Aferin oğlum, sen maşallah her şeyi yiyorsun." cümlesini
duyduğunda dört köşe olurdu. Sonraları baktı ki ablanın bu davranışı çok
rağbet görüyor ve bu işte bir yanlışlık
var, "Bu böyle olmuyor ablam bu evde daha çok konuşuyor, ben artık taktik değiştirmeliyim." diye düşünmeye başlamış olsa gerek.
Bir dahaki gözleme yaptığımda "Anne bence de peynirli yap, ben de ablam gibi
peynirli gözlemenin daha güzel olduğunu düşünüyorum. Lor ile yaptığını da yerim ama
öbürü daha lezzetli oluyor." diye söylemeye başladı. Bazen de abla ile işbirliğine
gittiği oluyordu. Burada benim için asıl
mesele ikisinin de yemeğini yemesi,
gıdalarını almaları gibi görünse de abla kardeş dayanışması içimin yağlarını
eritiyordu. özellikle beni karşılarına aldıklarında, kendilerini daha güçlü ve çok daha iyi hissetmelerine neden olduğunu fark ettim...çokta hoşuma gidiyordu. Bu dayanışmayı gördüğümde “Oldu bu iş Asuman! Oldu!”
diyordum. Yaşasın kardeşlik dayanışması." Her kardeş gibi bir gün yolları ayrılacaktı ama bu gidiş beklediğimizden çokta erken olmuştu.
Kızımız İngiltere'deki üniversitenin tek kişilik yurt odasında yaşamaya başladı. Nasıl yapacaktı tek başına? Ne yiyecekti? Arkadaşlık kurabilecek miydi? Bunlar
ilk defa evden ayrıldığı için önemliydi. Bir ebeveyn olarak endişeleniyorduk. Bir çocuk için, her şey yemek değildi tabii ki. Ben hala çocuk
diyebiliyorsam anne oluşumdandır. Onun artık
on dokuz yaşında bir yetişkin olduğunu kendime ara sıra hatırlatıyordum. Sen
o yaşta düşün yaptıklarını diyordum kendime. Evet çok
güzeldi kızımın yaptığı, tek başına dünyanın bir ucuna gitmişti. Hem de
kendi çalışma ve gayretiyle... İşte burada da Asuman: "Boynuz kulağı geçti, biraz dur." dedim kendime "Bu çocuk değil, artık bir yetişkin." Hani küçükken hiç büyümeyecek sandığımız dönemlerden kalma olsa gerek bu, ben olmadan asla bir şey yapamaz sandığımız çocuklarımız meğer neler yapabiliyormuş..
.
Bütün İngiltere’ye gidiş
işlemlerini kendisinin halletmesi çok hoşuma gidiyordu. Daha Lise 3. Sınıftan
beri Etiler’e belirli aralıklarla iki yıl
boyunca kendi kendine gitti geldi. Pasaport-vize işlemleri ve evrak tercüme işlemlerini tek
başına koşuşturdu, üstüne üstelik benim elimden tutup beni burs veren eğitim
şirketine götürmesi çok hoşuma gitmişti. Çocuğumun ayakları üzerinde durabilmesi özgüvenini kazanması, her
ebeveyn gibi benim de çok hoşuma gidiyordu. Takdire şayan bir durumdu o gün benim şahit
olduklarım. O an içimden dedim, “Çağla sen olmuşsun tamamdır, ben seni
artık gözüm kapalı yurtdışına gönderebilirim." Sen İstanbul’un keşmekeş
sokaklarında dolaşabiliyorsan, nerede ne olacağı belli olmayan şehirde, İngiltere
gibi güvenliği yüksek düzeyde tutulan bir ülkede hayli hayli yapardın.. Akşam babamız eve gelir gelmez babasına durumu
anlattım "Ben kendimi annemin elinden tutup da hastanelere götürdüğüm
günleri hatırladım” dedim.
Fransızca bir kelime var, yanılmıyorsam " o anı yaşamak".. İşte ben de dejavu
oldum..
Her şey hazırdı.Artık İngiltere'ye gitme zamanı gelmişti. Uçak bileti sabahın erken saatlerine alındı. Hava alanındaki işlemler için en az iki saat öncesinden orada olmamız için, o gece erken yatıp uçağa yetişmemiz gerekiyordu. O gece ablamların ikisinin de içi içine sığmamış. Bana bir taraftan erken yatın uykunuzu alın. Bir taraftan da devamlı olarak telefondan. " Çağla'da heyecan var mı? Valizini hazırladı mı? " şekline sürekli mesaj atıyorlardı. Daha sonra küçük ablam dayanamayarak telefon ile " biz dışardayız Çağla'yı bir daha görüp kaçalım" diyerek on dakika içinde bize geldiler. Büyük ablam da geri kalır mı? Bunu duyunca O da dayanamadı ve geldi. Sonra yakın komşularımdan iki aileden arkadaşlarımda geldi. Nasılsa biz heyecandan uyuyamıyorduk, yanımızda ablamlar ile arkadaşlar olunca oradan buradan sohbet ile kafamız dağılıyordu.. Hepimiz o kadar heyecanlıydık ki eve gelenler de onu hissedebiliyordu. Komşular gitti. Biz ablamlarla biraz daha oturduk ve saat gece yarısını geçmişti. Kızım heyecandan hala valizini hazırlayamamıştı. "Ne yapsam" acaba derken bir anda aklıma "biraz dışarı çıkıp hava alırsak iyi gelir" diye düşündüm. Kızımın heyecanı hala aynıydı. Hiçbir azalma yoktu Ablamlarla birlikte evimize on dakika mesafede işkembe paça çorbacısına gittik. Nasıl olsa uyuyamıyorduk. Hem biraz hava alırsak hepimize iyi gelirdi. Çorbalarımızı içtik ve oradan ablamlarla vedalaşıp evlere dağıldık. Eve geldiğimizde fazla vaktimiz yoktu bir iki saat uyuyup uçağa yetişmemiz gerekti. Ben kızıma " sen bir duş al. Hemen uyu, az da olsa kendine gelirsin. Ben de senin valizini toparlarım" dedim. Aynen sözümü dinledi. Artık valizi yerleştirmeye ne hali ne de zamanı kalmıştı. Kendime bir kahve yaptım uyumayacaktım. Ev halkı uyudu bende kendimce kızımın valizini yerleştirdim.
Bir müddet sonra ev halkını uyandırdım.. Son bir hazırlık ve göz gezdirme yaparak valizleri arabaya yerleştirdik. Arabamızla havaalanına doğru yola koyulduk. Ben hariç herkeste bir uyku mahmurluğu vardı. Alana vardığımızda işlemleri hallettikten sonra hafif bir kahvaltı yaptık. Hepimiz de bir sessizlik kimsenin konuşası yoktu. O alandaki dakikalar sanki saatler gibiydi. Artık uçağa girmesi için son kuyruğa girmeden vedalaştık. O kuyrukta beklerken biz kenarda bir yerde sürekli onu izliyorduk. Havaalanı memuru yolcuların işlemlerini yaptıkça, kızım uçağa daha da yaklaşıyor, bizden de uzaklaşıyordu. Tabii bağırasım geliyordu o an kızım gidiyordu, biri dese ki "gitmesin kalsın alıp kızımı kaçasım vardı oradan". Tabii duygularıma hakim olmam gerektiğini biliyordum tut kendini diyordum.. Ağlamak ertelenir mi elbette ertelenir.. Çocuğunun geleceği söz konusu ise ertelenir..
Bize
düşen görev neydi, iyi bir ebeveyn olmak için; elimizden geleni yapmak.. Hala
da bu görevi elimizden geldiği kadar yapmaya çalışıyoruz. Eşimle en iyi
mutabakat sağladığımız konu çocukların eğitimleri.. O bildiği konuyu bana kabul
ettirir. Ben de bildiğim konuyu ona… Karşılıklı kendimizce paslaşırız ve paylaşırız.. Çocuklar anne babanın
anlaşamadığı ortamda güvensiz olurlar. Yani bize düşen görev neyse tüm gayretimizle
ömrümüzün sonuna kadar zevkle ve yaşayarak yapacağız ki; bu da çocukların gelişimine katkı sağlasın. Her ebeveyn gibi bizde meyvesini aldıkça bu işten zevk olmaya başladık. Tüm ebeveynlerin
aynı tadı alması ve Ayrılıkların teminatı eğitim ve de mutluluk olması dileğiyle... Bende Cem Yılmaz gibi " EĞİTİM ŞART" diyorum..